
Nietzsche’yi izleyerek dünyanın en temel sorununun hazımsızlık sorunu olduÄŸunu söyleyeceÄŸim. Dünyanın ve tabiî ülkemizin. ÇaÄŸ zorunu hazımsızlık. Zeit’ın geist’ını yitirmesi. Zamanın ruhunu kaybetmesi, ruhunu yitirdiÄŸini de bilememesi.
Cehâlet’in bir baÅŸka adı. Eskiler ne güzel demiÅŸler: Cehl-i mürekkep diye!
Yeniler de, -Ranciere mesela- “Cahil Hoca” demiÅŸ!
Hikmetin, marifetin ve ilmin, tek kelimeyle ifade etmek gerekirse bilgeliÄŸin yitirilmesi. Ruhsuz bilginin, varlık küreleriyle ilgisi koparılan ve sadece kullanım ve fayda deÄŸeri kutsanarak araçsallaÅŸtırılan, amacın önüne geçirilerek silaha dönüÅŸtürülen bilginin ruhsuzlaÅŸması, önce enformasyona, sonra veri’ye, sonra imge’ve ve son olarak da anlamsız, ruhsuz sayıya, rakama, dijit’e indirgenmesi.
İnsan, hiçbir ÅŸeyi hakkıyla hazmetmeden elde etme, sahip olma ve elde ettikleriyle, sahip olduklarıyla her ÅŸeye hükmetme, hâkim olma güdüsü tarafından güdüldüÄŸü için hazımsızlık çukuruna yuvarlanmış durumda ama bundan ÅŸikâyeti yok; haz veriyor ona zira.
Kendini de, hakikati de, hayatın tadını, lezzetini de yitirmesi ama bunları yitirdiğini bilememesi.
Neyi yitirdiÄŸini de bilememesi ç’aÄŸ’daÅŸ insanın; yitirme duygusunu da yitirmesi.
Buraya kadar yazdıklarım hazımsızlık sorununu hakkıyla açıklamak için kâfi deÄŸil. Hazımsızlık sorununu bütün yönleriyle açıklamaya ihtiyacımız var. Yoksa hazımsızlıktan ölecek insanlık!
Hazımsızlık sorunu, mideyi, sindirim sitemini, insanın bedenini bir bütün olarak ifÅŸad eder, alt üst eder. Obezlik, hazımsızlık sorununun bir baÅŸka tezahürüdür.
Hazımsızlık sorunu, biyolojik, tıbbî bir sorun deÄŸil yalnızca. Asıl hazımsızlık sorunu, sosyal, kültürel ve entelektüel hazımsızlıktır. Tıbbî ya da biyolojik hazımsızlık sorunuyla ÅŸu ya da bu ÅŸekilde ve belli bir sürede baÅŸa çıkılabilir ama sosyal, kültürel ve entelektüel hazımsızlık sorunuyla baÅŸa çıkmak hiç de kolay deÄŸildir. Farkedilmesi, tespit ve teÅŸhis edilmesi bile problemdir.
Nietzsche, hazımsızlık sorunundan söz ederken daha çok entelektüel hazımsızlığı kasteder: Modernite, hazımsızlık sorununun kaynağı ve en ürpertici hazımsızlık biçimidir. Aydınlanma düÅŸüncesi olarak adlandıran düÅŸünme biçimi hazımsızlık sorunun zirvesidir. GerçekliÄŸi fizik gerçekliÄŸe indirgemesi; gerçeÄŸe, bir sorunun gerçek, içyüzüne derinlemesine nüfûz edememesi. Zihni, yüzeye, yüzeysellik hapishanesine hapsetmesi. Yüzeysel olarak elde edilen bilgiler, bir ÅŸeyin künhüne vâkıf olunmasını, derinlemesine kavranmasını, bir ÅŸeye her bakımdan hakkıyla nüfûz edilmesini zorlaÅŸtırır hatta zamanla imkânızılaÅŸtırır.
Hazımsızlık, nüfûz’u önler, insanı yüzey’e, yüzeysel’e mahkûm eder, kaygan zeminlerde patinaj yaptırır insana. Bir meseleye derinlemesine nüfûz edemezseniz, sorunun ne olduÄŸunu tespit edemezsiniz, tespit ve teÅŸhisin yanlış yapıldığı sorunu çözemez, aksine kangrene çevirir, içinden çıkılamaz hâle getirirsiniz.
Tıptaki teÅŸhis ve tedavi süreçleri metafor olarak sosyal, kültürel ve entelektüel hayata da taşınabilir kolaylıkla. Hastanın hastalığının yanlış teÅŸhisi, tedavinin de kesinkes yanlış olmasına ve hastanın belki de ölmesine yol açabilir. Aynı ÅŸey, sosyal, kültürel ve entelektüel hayatta daha fazla geçerlidir: Derin nefes alabilirseniz, derin nefes üfleyebilesiniz. Köklere inebilirseniz, göklere yükselebilirsiniz. Köksüz aÄŸaç meyve vermez.
Kıyamet hazımsızlık sorunundan kopacak! Kapitalizm bir hazımsızlık hastalığıdır. Modernite, bir hazımsızlıklar arenasıdır. Burjuvazi sosyal, kültürel ve iktisadî hazımsızlığın ve zevksizliÄŸin ÅŸahikasıdır. Burjuva, köksüzdür. Hem sosyal, hem kültürel, hem de iktisadî olarak nevzuhûr bir sınıftır burjuva sınıfı. O yüzden burjuvazi’nin bir tarihi, derinliÄŸi, hafızası ve dünyası yoktur. Aristokrasinin karikatürüdür. Burjuvazi; topraÄŸa deÄŸmediÄŸi için merhematsizdir, toprağın derinlerindeki suyla beslenmediÄŸi için çoraklaÅŸtırıcıdır; güçlü kültür, düÅŸünce ve sanat gelenekleri olmadığı içinde entelektüel, kültürel çölleÅŸmesinin menbaıdır.
Kültürel, sosyal ve entelektüel hazımsızlık; sosyal hayatta görgüsüzlüÄŸün, kültürün çöküÅŸün, yapaylıkların banalliklerin tavan yapmasının, entelektüel hayatta ise hiçbir ÅŸeye hakkıyla ve derinlemesine nüfûz edilememesinin en temel kaynağıdır. Kültürün dejenere olması, sosyalin çözülmesi, entelektüel hayatın çölleÅŸmesi ve bodurlaÅŸması, bireylerin zevksizleÅŸmesi ve zamanla ruhsuzlaÅŸmasıdır.
Toplum hayatının, kültür ve düÅŸünce hayatının kıyameti deÄŸil de nedir bu?
Sosyal ve iktisadî hayat açısından bakıldığında, kıyamet hazımsızlık sorunundan kopacak, diye söyleyebiliriz. İbn Haldun’un tespiti ne kadar sarsıcı, deÄŸil mi: Toplumlar, açlıktan deÄŸil çokluktan ölür.
Çokluk, tastamam bir hazımsızlık sorunudur; hazmedilemeyenin kusulması, insan metabolizması tarafından dışarı atılmasıdır.
Türkiye’nin sorunu da her bakımdan hazımsızlık sorunudur, diyebilir miyiz?
Hiç ÅŸüpheniz olmasın ki!
Türkiye’de hazımsızlık sorunu birkaç farklı düzlemde kendini gösteriyor.
Birincisi, hem kendimizle, kendi medeniyet dinamiklerimizle kurduÄŸumuz iliÅŸkinin hem de Batı’yla kurduÄŸumuz iliÅŸkinin simülatif (sığ, sahte ve yüzeysel) olmasında tezahür ediyor. Kendimizle ve Bayı’yla kurduÄŸumuz iliÅŸki de sahici, içselleÅŸtirilmiÅŸ, hazmedilerek özümsenmiÅŸ ve kökleÅŸmiÅŸ bir iliÅŸki deÄŸil. Aksine, hazımsız, sığ, sahte bir iliÅŸki. O yüzden iki asırdır nevzuhur, köksüz ve hazımsız bir insan tipi ve sahte, ayartıcı, yüzeysel, bu topraklarda karşılığı olmayan, bunun için de aslâ ruh üretemeyen nevzuhûr bir zihniyet hayatımıza hükmediyor.
İkinci düzlem, tam bu noktadan sonra devreye giriyor: Nevzuhur Batılı insan tipi ile nevzuhur Batıcı zihniyet, bin yıllık Müslümanlık tarihimizin sunduÄŸu, çile ve mücadele üzerine bina edilen bütün kurumları önce Tanzimat’la birlikte tepeden devre dışı bıraktırarak aşındırdığı, Cumhuriyet’le birlikte ise bütün İslâmî zihin setlerini ve o zorlu mücahede ve mücadele tarihi üzerine inÅŸa edilen İslâmî sosyal, kültürel ve iktisadî yapıları ve kurumları tasfiye ettiÄŸi için ortaya kaygan zeminlerde patinaj yapan, ne hakkıyla Müslüman ne de gerçekten Batılı olabilen, arafta bir ortaya bir buraya sürüklenen nevzuhur bir toplum tipi zuhûr etti.
Böylesi bir ortamda her tür hazımsızlığın kolayca cirit atacağı, bütün deÄŸerleri ve köklü yapıları yerle bir edeceÄŸi; toplumu sosyal ve kültürel kaosun, entelektüel olarak da nihilizm (dolaysıyla her tür deizm, ateizm, paganizm) biçimlerinin eÅŸiÄŸine fırlatan her ÅŸeyi yıkıcı ve yok edici bir hazımsızlıklar arenasının her anlamda ve her düzlemde iktidar savaÅŸları alanıdır bu ikinci düzlem.